Boya Sektöründe Büyüme Trendi ve İhracatın Önemi

Boya Sektöründe Büyüme Trendi ve İhracatın Önemi

Gülcan Ayral / Genel Müdür Yardımcısı - Ayfira İnşaat Dış Ticaret A.Ş.

Türkiye ekonomisinin lokomotiflerinden Kimyevi Maddeler Sektörü’nün bir alt dalı olan boya sektörü büyüme trendindedir. Bu sektörde yer alan şirketler olarak sağlam bir şekilde büyümek, gelişmek, hem mikro, hem makro ölçüde daha verimli olmak için ürünlerimizi yurt içinde olduğu kadar yurt dışında da pazarlamalı, yani ihracatına önem vermeliyiz. Ciddi iş planları oluşturmalı, anlamlı hedef bölgeler belirlemeli, buna yönelik pazarlama faaliyetleri gerçekleştirmeli ve bu aktiviteleri hızla satışa döndürmeliyiz. Satış sonrasında da çalışma ve ilişkileri kesintiye uğratmadan aktiviteleri devam ettirmeli, periyodik büyüme hedefleri ve bu hedeflere ulaşmak için oluşturulan planlarının yakın takibi ile sürekliliği sağlamalıyız. Böylece ürünlerimizi sadece iç piyasaya sunmanın getirdiği ekonomik riski, kendimiz ve ülke ekonomisi açısından minimize etmiş, farklı bölge ve ülkeleri hedefleyerek de bölgesel ekonomik ve siyasi krizlerden etkilenmemek adına riskimizi dağıtmış oluruz. Bu konuda bazı bilgileri paylaşmak konunun önemini kavramak açısından önem arz etmektedir. Bilindiği gibi ülkemizin ekonomik gelişmeyle ilgili hedefleri arasında ihracat önemli yer tutmaktadır. 1980’lerde 3 milyar doları bulan genel ihracat rakamımız o dönemden sonra ivme kazanmış, 2003’te 47,3 milyar, 2013’te 150 milyar dolara ulaşmıştır. (Hakan Güldağ - Editör - Dünya Gazetesi - Türkiye’nin İhracatçıları Kitapçığı - Mayıs 2014). Mevcut hükümetimizin, Cumhuriyetin 100. yılına denk gelen 1923 için belirlediği ihracat hedefi ise tam 500 milyar dolardır.

 

Küresel boya pazarının 2012-2030 arasında %3,5 büyümesi beklenmektedir. Bugün 40 milyon ton ve 100 milyar dolar olan üretim değerinin, 2030’da 134 milyar euro olacağı yani iki katına çıkacağı, en büyük büyüme alanının ise %5 ile Asya olacağı tahmin edilmektedir (Ahmet Faik Bitlis - BOSAD Başkanı - Turkishtime 2023 İhracat Stratejileri Özel Dergisi). Türkiye’ye döndüğümüzde, 2012 yılında boya ve hammadde ihracatı yaklaşık 700 milyon dolar iken, sektörün 2023 hedeflerine göre 2,5 milyar dolar olması beklenmektedir. Bu sektörde 20’ye yakın büyük ölçekli ve gelişmiş üretim teknolojisine sahip işletme, 600’e yakın KOBİ düzeyinde firma bulunmaktadır. Üretimin %80’i büyük ve orta, geri kalanı küçük işletmelerce gerçekleştirilmektedir (Analiz – Turkishtime 023 İhracat Stratejileri Özel Dergisi). 42 ülkeye boya ve hammadde ihracatı gerçekleşmektedir (Ahmet Faik Bitlis - BOSAD Başkanı - Turkishtime 2023 İhracat Stratejileri Özel Dergisi). Geleceğe yönelik analiz ve tahminlere bakıldığında giderek büyüyeceği anlaşılan sektörün pastasından pay almak için stratejiler geliştirmek, bazı noktalara dikkat çekmek gerekir:

 

1.İhracat: Bu büyüme trendinde kendimize yer edinebilmenin temel şartı ihracattır. İhracat yapan ve bunu sistematik bir şekilde arttıran şirketler başarılı olacaktır.

 

2.Yatırım: Mevcut kapasitesiyle büyümek, Türkiye 2023 stratejisi göz önüne alındığında aslında tam olarak büyüyememek anlamına gelir. Çünkü hedefe ulaşmak adına çalışan firmaların o sıçrayışı gerçekleştirebilmeleri için kapasite, pazarlama vb. konularında mutlaka yatırım yapmaları gerekmektedir.

 

3.Sürdürebilirliği göz ardı etmeden büyümek önem arz etmektedir. Yani süreçlerimiz ve üretimimiz çevreye ve insan sağlığına duyarlı olmalıdır. Bu hem sosyal sorumluluk anlamında hem de uluslararası ticaretin gelecekte bizi bağlayacak regülasyonları açısından bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır. Ürünlerimizi bunlara uygun formatlarda üretmeli, sertifikasyonlarını almalı, gerekli raporlamaları gerekli noktalara ulaştırmalıyız. Burada çok yüksek maliyetler gündeme gelmektedir. Bunun için devletin, üreticilerini mutlaka anlamlı teşviklerle desteklemesi gerekmektedir.

 

4.İnovasyon, Ar-Ge, Pazar Araştırma ve Analizleri: Büyümede sıçrayış yapabilmek için önemli konulardan biri de inovatif süreçler ve ürünlerle fark yaratmaktır. Bunun için de hem farklı fikirlere açık olmak, fikir üretme için değişik platformlar oluşturmak, hem Ar-Ge’ye önem vermek hem de pazar araştırmaları ve analizleri yapmak gerekmektedir. Bu konular da maliyetli konular olup mutlaka teşviklerle desteklenmelidir.

 

5.Katma değerli, teknolojik üretime önem vermeliyiz. Dünyadaki bilimsel gelişmeler kimya alanında; nano teknolojiler, biyokimya, katalizör, genetik, organik kimya ve polimer kimyasının geleceğin teknolojileri olduğunu göstermektedir (Ali Afatoğlu - Editör - Turkishtime Türkiye 2023 ihracat Stratejileri Özel Dergisi).

6.Tanıtım Faaliyetleri: Büyümeyi gerçekleştirebilmenin di ğer önemli kriteri firmamızı, ürünümüzü doğru bir şekilde, doğru pazarlara tanıtmaktır. Bunların reklamlar (iç-dış sektörel dergi, TV, Billboard vb.), fuarlar ve kişisel satış faaliyetleri olduğu söylenebilir.

 

7.Teşvik: Yukarıda sayılan maddelerin yerine getirilebilmesi için sektördeki firmaların ama özellikle sektörün dinamiği ve olması gerekli büyüme sıçrayışını yapacak lokomotiflerden biri olan KOBİ’lerin desteklenmesi gerekmektedir. Bunun için uzun vadeli, ucuz krediler oluşturulmalı, inovasyon, Ar-Ge gibi konularda hibeler gerçekleştirilmeli, tanıtım faaliyetlerini, ihracata yönelik yurt dışı ziyaretlerini destekleyici paketler mutlaka oluşturulmalıdır.

 

8.Yurt Dışında Ticaret Birimleri Kurma: Yurt dışında Pazar araştırması yapacak, orada ticaret yapmak isteyen firmalara destek olacak birimler kurmak gerekmektedir. Bugün Japonya, Kore, Almanya, İtalya, İspanya gibi dünyadaki ihracat devlerine bakıldığında bu birimleri kurmuş olduklarını görüyoruz (Mehmet Büyükekşi - TİM Başkanı – Dünya Gazetesi - Türkiye’nin İhracatçıları Kitapçığı - Mayıs 2014).

 

9.Boya üretiminde hammadde konusunda maalesef dışa bağımlıyız. Ürünü üreten bileşenlerin çok önemli bir kısmı yurt dışından gelmektedir. Bunların yurt içinde üretilebilmesi konusunda devletin desteklediği yatırımlar yapılmalıdır.

 

Bunların dışında dikkat edilmesi gerekli konulardan birisi de ihracat için farklı bölgeleri hedeflemektir. Örneğin bugün Almanya en çok ihracat yaptığımız ülke, hemen arkasından Irak geliyor. Avrupa ciddi bir ekonomik kriz içerisinde, Irak ise ciddi siyasi dalgalanmalarla sarsılmış durumdadır. Bu da hem mevcut ihracat durumumuz için, hem de bu bölgelere yönelik potansiyel ihracat açısından ciddi risk oluşturuyor. Bu sebeple mutlaka buradaki riski bertaraf edecek yeni bölgeler bulmak zorundayız. Başta Kuzey Afrika olmak üzere Afrika’nın tamamı, siyasi tüm karmaşaya rağmen Ortadoğu, ticaretin döndüğü ve bize mesafe olarak nispeten yakın bölgeler. Buraları ihracat için hedeflemeliyiz. Tabii yakın mesafe bizim için tek kriter olmamalı. Yapılan araştırmalarda Türkiye’nin uzak mesafedeki ülkelerle ihracat konusunda da sorunu olduğu görülmektedir. Türkiye’nin ihracat yaptığı alan çapına baktığımızda ihracatı gelişmiş ülkelere göre çok dar olduğunu görüyoruz. Türkiye’nin ihracat yaptığı ülkelerin çapının ortalaması 2.856 km iken bu mesafe Brezilya’da 10.251 km, Çin’de 6.844 km, Meksika’da ise 4.574 km’dir (Hakan Güldağ - Editör - Dünya Gazetesi - Türkiye’nin ihracatçıları Kitapçığı - Mayıs 2014). Burada dikkat etmemiz gereken şey mesafelerin uzaması durumunda ortaya çıkacak lojistik maliyetleri minimize etmek için alınması gereken önlemler olacaktır. Ya çok inovatif ürünleri ihraç ederek bu maliyeti sıkıntı olmaktan çıkarmalı, ya ürünlerimize ihtiyacı arttıracak tanıtım faaliyetlerinde bulunmalı ya da lojistik maliyetleri (navlun, depolama vs.) azaltacak mikro ve makro bazda düzenlemeler gerçekleştirmeliyiz.

 

Diğer taraftan, sektörde sürdürebilirlik için gerekli olan ama maliyet açısından da elini kolunu bağlayan lokal, global ya da bölgesel regülasyonlar bulunmaktadır. Örneğin Reach’in (17 Kasım 2005’te Avrupa parlamentosunda kabul edilen "Kimyasalların kaydı, değerlendirilmesi ve izni” konulu düzenleme) maliyeti ürün başına 40-50 bin euro civarındadır. Yılda bir tondan fazla kimyasal madde üreten veya ithal eden şirketlerin bunları Avrupa Kimyasallar Ajansı (ECHA)’ya kaydetmeleri gerekiyor. 2008’de ön kayıtlar başladı, 2018’e kadar bu bildirimler kademeli olarak yapılmalıdır. AB ile entegrasyon kapsamında bu ürünlerin ilgili standartlar kapsamında sertifikalandırılması gerekmektedir.

Yine Rusya ve civarındaki ülkelerde başka sertifikasyonlar, Afrika’ya ihracatta aranan farklı sertifikalar bulunmaktadır. Bu konuda da mutlaka devlet teşviki olmalı ve paralelde bu maliyeti düşürmeye yönelik hükümetler arası görüşmeler yapılmalı, global olarak daha basit, takibi kolay ve maliyeti düşük yöntemler ve çözüm önerileri geliştirilmelidir.

 

Sonuç olarak, Türkiye 2023’te dünyanın büyük ekonomiye sahip ülkelerinden biri olmayı hedeflemektedir. Eğer bu hedefe giden yolda, bu ülkenin boya sektöründe yer alan firmalar olarak yerimizi almak istiyorsak gerekli yatırımları yapmalı, ihracatımızı arttırmalıyız. Bunun için global anlamda rekabet edebilecek ciddi stratejik planlar oluşturmalı, üretim, yetişmiş insan kaynağı yatırımları yapmalı hem de global sisteme entegrasyon için gerekli regülasyon çalışmalarını başlatmalıyız.