Boyatürk Yapı Kimyasalları Dergisi | Doğru Su Yalıtımında Bitümlü Örtülerin Önemi



Doğru Su Yalıtımında Bitümlü Örtülerin Önemi

Doğru Su Yalıtımında Bitümlü Örtülerin Önemi

Göçebe yaşamdan yerleşik yaşama geçen insanoğlu için o dönemden bugüne en önemli konulardan biri güvenli yapılara sahip olmak oldu. Geçmişi antik çağlara dayanan su yalıtımı ise güvenli bir yapıda olması gereken en önemli uygulamalardan biri...

Yaşam kaynaklarımızın başında gelen su, sürdürülebilirlik için olmazsa olmaz bir unsurken yapılarımızın güvenliği için korunması gereken ögeler arasında yer alıyor. Uzun ömürlü, konforlu ve sağlıklı yapılar ancak doğru projelendirme ve yapıları olumsuz dış etkenlere karşı koruyacak uygulamalarla mümkün. Yapılarımıza zarar veren olumsuz dış etkenlerin başında ise su geliyor.

Binalarımız, yağmur, kar gibi yağışlar, toprağın nemi ve toprak tarafından emilen yağış, banyo, tuvalet gibi ıslak bölgelerde su sızıntıları, zemindeki basınçlı veya basınçsız yeraltı suları ve bina içinden gelen su buharının çatı cephe gibi dış yüzeylerde yoğuşması nedeniyle suya maruz kalıyor. Binalarımızı suyun zararlı etkilerinden korumak için tek çözüm ise su yalıtımı. Yapıların, her yönden gelebilecek suya veya neme karşı korunmaları için yapı kabuğunun yüzeyinde yapılan işlemlere "su yalıtımı” diyoruz.

Yapıya herhangi bir yoldan sızan su, taşıyıcı kısımlardaki donatıları korozyona (paslanma) uğratarak yük taşıma kapasitesinin ciddi miktarda azalmasına neden oluyor. Yapı bileşeni içerisindeki su, soğuk mevsimlerde donarak; sıcak mevsimlerde ise buharlaşarak beton bütünlüğünün bozulmasına ve çatlakların oluşmasına yol açıyor. Ayrıca zemin rutubeti veya zemin suyu içerisinde bulunan sülfatlar, temel betonuyla kimyasal reaksiyonlara girerek bozulmalara neden oluyor. Tüm bu etkenler yapı ömrünü ve dayanımını olumsuz etkilerken, diğer yandan insan sağlığı açısından son derece zararlı olan küf ve mantar oluşumuna sebep oluyor.

Suyun yapılara verdiği hasar, özellikle deprem riskinin yüksek olduğu bölgelerde can ve mal güvenliği açısından önemli bir tehdit oluşturuyor. Ülkemizde 1999 yılında meydana gelen iki büyük depremin ardından yapı güvenliğinin sorgulanmaya başlanması ile hayatımıza yeni giren kavramlardan biri de korozyon oldu. Uzmanlar tarafından yapılan araştırmalar söz konusu depremlerdeki yıkımların büyük bölümüne korozyonun sebep olduğunu ortaya koydu. Bu acı tecrübeler sonucunda oluşmaya başlayan su yalıtımı bilinci maalesef henüz yeterli düzeyde değil.

Suyun bir yapıya verdiği zararları en çok bina ömrü ve güvenliğinde gözlemliyoruz. Bu durum su yalıtımının yaşamsal bir önemi olduğunu ortaya koyuyor. Ancak her uygulama doğru su yalıtımını sağlayamıyor. Su yalıtımı yaptırırken kullanılan ürünlerin CE belgeli olması ve üretici firmanın etikette beyan ettiği performans değerlerini sağladığından emin olmak büyük önem taşıyor. Ayrıca uygulamayı yapacak ustaların da teknik donanıma sahip olması gerekiyor.

Su yalıtımı sağlayan malzemeler arasında hem uygulama hem işlevsellik anlamında pek çok avantaj sağlayan bitümlü örtülerin kökleri oldukça eskilere dayanıyor. Çok eski çağlardan bu yana fosil esaslı bitümün hastalıklara karşı ilaç, savaşlarda yakıcı madde olarak kullanıldığı görülüyor.

Yerleşik hayatın getirisi olan yapıların gelişimi ile birlikte ise fosil esaslı bitümün su yalıtım malzemesi olarak da tercih edildiği ortaya çıkıyor.

 

Ham petrolden uçucu ve hafif yakıtların rafine edilmesinin ardından geriye kalan ağır petrol bileşenine bitüm denir. Damıtılmış petrolden elde edilen bitüm 50°C’de eriyip, 0°C’de kırıldığı için başlarda en çok yol inşaatlarında yapıştırıcı amaçlı kullanılıyordu. Gelişen teknoloji ve Ar-Ge ile erimiş bitüme yüksek sıcaklıkta hava üflenmesi sonucunda oksijen ile yapısı değiştirilmiş bitümün daha iyi bir ısıl kararlılığa kavuşması sağlandı. "Okside” bitüm olarak bilinen bu tipin sıcaklık aralığının -5°C ila + 70°C olmasıyla bitümün bina çatılarında su yalıtım amaçlı kullanım süreci başladı.

 

Gelişim süreci boyunca çoğunlukla yalıtım amacıyla kullanılan bitüm, insanoğlunun yaşam koşullarının iyileşmesinde önemli bir role sahip. Zaman içerisinde fosil esaslı zayıf yapıya sahip bitümün, kullanım ihtiyaçlarına cevap verebilmesi için bünyesine ilave edilen polimer takviyeleri ile daha da güçlendirildi. Ayrıca mekanik özellikler bakımından taşıyıcı malzemelerde yaşanan teknolojik gelişmeleri de bünyesine katarak vazgeçilmesi güç bir su yalıtım malzemesi haline dönüştü.

 

Bitümlü Örtüleri Diğer Su Yalıtım Malzemelerinden Üstün Kılan Özellikler

Su yalıtımının temel ögesi olan bitümlü membran, polyester veya cam tülü donatılı olarak çeşitli polimerlerle modifiye edilen yüksek kaliteli bitümden, çeşitli kalınlıklarda ve gerektiğinde yüzeyine çeşitli kaplamalar uygulanarak üretilebiliyor. Bu özelliği ile her tip özel kullanım için en ideal malzemeyi seçmeye olanak veren geniş bir ürün yelpazesine sahip.

 

Modifiye bitüm sayesinde yalıtım, çok düşük sıcaklıklarda da esnekliğini korur ve çatlamaz. Yüksek sıcaklıklarda ise geç yumuşar böylece formunu korur. Bu nedenle, her iklim kuşağında güvenle kullanılabilir.

 

Bitümlü membranların fabrika ortamında modern makinalarla üretiliyor olması, yalıtımın homojenliğini ve kalite bütünlüğünü sağlar. Böylece yerinde yapılan karışımlarla, sürülerek uygulanan sistemlerde rastlanılabilecek performans farklarından kaynaklanan yalıtım risklerini ortadan kaldırır.

 

Membranlar eritme kaynağı ile birleştirilir ve istenen yüzeylere kolaylıkla yapıştırılır. Kaynak sistemi, yalıtımın sürekliliğini sağlar. Bitümlü membran sisteminin su geçirimsizliğinin ek yerlerinde de tam olduğu yapılan test sonuçlarıyla kanıtlanmıştır. Polimer bitümlü örtülerin üretim ve kalite kontrol standartları vardır. TS EN 13707 ve 13969. Bu standartlar Türkiye ve Avrupa’da aynıdır ve tüm üreticiler bu üretim ve kalite kontrol standartlarına uymak zorundadırlar. Bütün uygulama alanları Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanan Birim Fiyat Tarifleri ve Analizlerinde yer alır.